HİZMET TESPİTİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
18.07.2026

HİZMET TESPİTİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

Bursa'da  iş hukuku alanında uzmanlaşmış işçi avukatı arıyorsanız Bursa Hukuk Bürosuyla iletişime geçebilirsiniz. Bursa Hukuk Bürosu iş hukuku alanında uzmanlaşmış kadrosuyla size yardımcı olacaktır. Bursa Hukuk bürosu kadrosunda beş avukat ve iki stajyer bulunmakta olup avukatlarımızdan iki tanesi iş hukuku alanında uzmanlaşmış işçi avukatlarıdır.

Hizmet tespit davası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında sigortalı sayılan işlerde çalışmasına rağmen bu çalışmaların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hiç tespit edilememesi veya eksik bildirilmesi halinde, söz konusu hizmetlerin mahkeme kararıyla belirlenmesini amaçlayan bir davadır. Bu dava, işçinin sosyal güvenlik hakkını doğrudan etkilediği için kamu düzenine ilişkin olup, mahkemeler tarafından re’sen araştırma ilkesi çerçevesinde incelenmektedir.

5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesi uyarınca, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin tespiti istemiyle açılacak davaların, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içinde açılması gerekmektedir. Bu düzenleme ile dava açma süresi açıkça belirlenmiş olup, örneğin iş akdinin 10 Eylül 2025 tarihinde sona ermesi halinde, hak düşürücü süre 31 Aralık 2025 tarihinden itibaren işlemeye başlayacak ve beş yıl içinde dava açılması gerekecektir.

Söz konusu beş yıllık süre, öğretide tartışmalı olmakla birlikte Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hak düşürücü süre niteliğindedir. Bu nedenle süre dolduğunda dava hakkı tamamen ortadan kalkar, süre kesilmez ve durmaz, ayrıca taraflarca ileri sürülmese dahi hâkim tarafından re’sen dikkate alınır. Bu yönüyle zamanaşımından ayrılmaktadır ve çok daha ağır sonuçlar doğurmaktadır.

‘’Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.’’( Y10HD, 22.9.2016, 10142/11606.)

 


Hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağı, işverenin Kuruma yaptığı bildirimlere göre değişmektedir:

a)Eğer işveren tarafından sigortalı işe giriş bildirgesi verilmemiş, primler hiç yatırılmamış ve Kurumun çalışmadan haberi olmamışsa, bu durumda beş yıllık hak düşürücü süre uygulanır. Bu halde süre, işçinin işten ayrıldığı yılın sonundan itibaren başlar ve sürenin geçmesiyle birlikte dava hakkı ortadan kalkar.

b)Buna karşılık, işveren tarafından işe giriş bildirgesinin verilmiş olması, primlerin kısmen yatırılması veya müfettiş raporları, ücret bordroları ya da mahkeme kararları gibi belgelerle çalışmanın Kurum tarafından öğrenilmiş olması durumunda, kural olarak hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Çünkü bu durumda Kurum artık sigortalının çalışmasından haberdardır ve hizmetin tamamen gizli kalmasından söz edilemez.

c) Uygulamada en çok tartışma yaratan husus, işçinin başlangıçta bir süre sigortasız çalıştırıldıktan sonra sigortalı olarak uzun yıllar çalışmaya devam etmesi halinde, ilk döneme ilişkin 5 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağıdır. Bu tür durumlarda Yargıtay’ın özel daire kararlarında genel olarak, Kuruma yapılan ilk bildirimin öncesindeki çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin uygulanmaya devam ettiği, buna karşılık bildirim sonrasındaki çalışmalar yönünden hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Bu yaklaşımda, sigortalının çalışma süresi iki ayrı dönem olarak değerlendirilmektedir.

Buna karşılık, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.07.2020 tarihli ve 2016/2141 E., 2020/585 K. Sayılı kararında daha farklı ve işçi lehine bir yaklaşım benimsenmiştir. Söz konusu kararda, işe giriş bildirgesinden önceki çalışmaların da sonradan bildirilen çalışmalarla birlikte kesintisiz bir bütün oluşturması halinde, sigortasız geçen ilk dönem bakımından da hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı ifade edilmiştir. Bu görüşe göre, çalışma ilişkisinin kesintisizliği esas alınmakta ve Kuruma yapılan bildirimle birlikte tüm çalışma süresi bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, özellikle uzun süreli ve kesintisiz çalışmalarda işçinin hak kaybını önlemeye yönelik önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Hak düşürücü sürenin başlangıcına ilişkin bir diğer önemli durum ise sigortalının ölümü halidir. Eğer sigortalı sağlığında dava açma süresini kaçırmamışsa, bu durumda mirasçılar bakımından hak düşürücü süre sigortalının ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. Bu da sosyal güvenlik hakkının mirasçılar yönünden korunmasını sağlayan önemli bir istisnadır.

Sonuç olarak, hizmet tespit davalarında hak düşürücü süre, işçinin sosyal güvenlik hakkını doğrudan etkileyen ve katı sonuçlar doğuran bir düzenleme niteliğindedir. Bununla birlikte, özellikle kısmi bildirimler ve kesintisiz çalışma hallerine ilişkin Yargıtay içtihatları, bu sürenin uygulanmasında daha esnek ve işçi lehine bir yaklaşımın geliştiğini göstermektedir. Bu nedenle somut olayın özellikleri ve özellikle çalışma süresinin niteliği, davanın sonucunu belirleyen en önemli unsurlar arasında yer almaktadır.

Bu süreçle ilgili daha spesifik bir durumunuz veya sorularınız varsa Bursa Hukuk Bürosu işçi avukatları olarak yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız.

Bu Konuda Bize sorun !