HİZMET TESPİTİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
Bursa'da iş
hukuku alanında uzmanlaşmış işçi avukatı arıyorsanız Bursa Hukuk Bürosuyla
iletişime geçebilirsiniz. Bursa Hukuk Bürosu iş hukuku alanında uzmanlaşmış
kadrosuyla size yardımcı olacaktır. Bursa Hukuk bürosu kadrosunda beş avukat ve
iki stajyer bulunmakta olup avukatlarımızdan iki tanesi iş hukuku alanında
uzmanlaşmış işçi avukatlarıdır.
Hizmet tespit davası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında sigortalı sayılan işlerde çalışmasına
rağmen bu çalışmaların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hiç tespit edilememesi
veya eksik bildirilmesi halinde, söz konusu hizmetlerin mahkeme kararıyla
belirlenmesini amaçlayan bir davadır. Bu dava, işçinin sosyal güvenlik hakkını
doğrudan etkilediği için kamu düzenine ilişkin olup, mahkemeler tarafından
re’sen araştırma ilkesi çerçevesinde incelenmektedir.
5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesi uyarınca, Kuruma
bildirilmeyen hizmetlerin tespiti istemiyle açılacak davaların, hizmetin
geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içinde açılması gerekmektedir. Bu
düzenleme ile dava açma süresi açıkça belirlenmiş olup, örneğin iş akdinin 10
Eylül 2025 tarihinde sona ermesi halinde, hak düşürücü süre 31 Aralık 2025
tarihinden itibaren işlemeye başlayacak ve beş yıl içinde dava açılması
gerekecektir.
Söz konusu beş yıllık süre, öğretide tartışmalı
olmakla birlikte Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hak düşürücü süre
niteliğindedir. Bu nedenle süre dolduğunda dava hakkı tamamen ortadan kalkar,
süre kesilmez ve durmaz, ayrıca taraflarca ileri sürülmese dahi hâkim
tarafından re’sen dikkate alınır. Bu yönüyle zamanaşımından ayrılmaktadır ve
çok daha ağır sonuçlar doğurmaktadır.
|
‘’Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak
değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin
geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir.
Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre,
doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir
ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır.
506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl
olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı
Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde
yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak
belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde
hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri
işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen
sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya
ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte
belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit
edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam
eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne
var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra
yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki
bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma
bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği
tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak
düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil,
kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç
alınmalıdır.’’( Y10HD, 22.9.2016, 10142/11606.)
|
Hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağı,
işverenin Kuruma yaptığı bildirimlere göre değişmektedir:
a)Eğer işveren
tarafından sigortalı işe giriş bildirgesi verilmemiş, primler hiç yatırılmamış
ve Kurumun çalışmadan haberi olmamışsa, bu durumda beş yıllık hak düşürücü süre
uygulanır. Bu halde süre, işçinin işten ayrıldığı yılın sonundan itibaren
başlar ve sürenin geçmesiyle birlikte dava hakkı ortadan kalkar.
b)Buna karşılık,
işveren tarafından işe giriş bildirgesinin verilmiş olması, primlerin kısmen
yatırılması veya müfettiş raporları, ücret bordroları ya da mahkeme kararları
gibi belgelerle çalışmanın Kurum tarafından öğrenilmiş olması durumunda, kural
olarak hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Çünkü bu
durumda Kurum artık sigortalının çalışmasından haberdardır ve hizmetin tamamen
gizli kalmasından söz edilemez.
c) Uygulamada en çok tartışma
yaratan husus, işçinin başlangıçta bir süre sigortasız çalıştırıldıktan sonra
sigortalı olarak uzun yıllar çalışmaya devam etmesi halinde, ilk döneme ilişkin
5
yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağıdır. Bu
tür durumlarda Yargıtay’ın özel daire
kararlarında genel olarak, Kuruma yapılan ilk bildirimin öncesindeki
çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin uygulanmaya devam ettiği,
buna karşılık bildirim
sonrasındaki çalışmalar yönünden hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı
kabul edilmektedir. Bu yaklaşımda, sigortalının çalışma süresi iki ayrı dönem
olarak değerlendirilmektedir.
Buna karşılık, Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu’nun 16.07.2020 tarihli ve 2016/2141 E., 2020/585 K. Sayılı kararında
daha farklı ve işçi lehine bir yaklaşım benimsenmiştir. Söz konusu kararda, işe
giriş bildirgesinden önceki çalışmaların da sonradan bildirilen çalışmalarla
birlikte kesintisiz
bir bütün oluşturması halinde, sigortasız geçen ilk dönem
bakımından da hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı ifade edilmiştir. Bu görüşe
göre, çalışma ilişkisinin kesintisizliği esas alınmakta ve Kuruma yapılan
bildirimle birlikte tüm çalışma süresi bir bütün olarak değerlendirilmektedir.
Bu yaklaşım, özellikle uzun süreli ve kesintisiz çalışmalarda işçinin hak
kaybını önlemeye yönelik önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Hak düşürücü sürenin başlangıcına ilişkin bir diğer
önemli durum ise sigortalının ölümü halidir. Eğer sigortalı sağlığında dava
açma süresini kaçırmamışsa, bu durumda mirasçılar bakımından hak düşürücü süre
sigortalının ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. Bu da sosyal
güvenlik hakkının mirasçılar yönünden korunmasını sağlayan önemli bir
istisnadır.
Sonuç olarak, hizmet tespit davalarında hak düşürücü
süre, işçinin sosyal güvenlik hakkını doğrudan etkileyen ve katı sonuçlar
doğuran bir düzenleme niteliğindedir. Bununla birlikte, özellikle kısmi
bildirimler ve kesintisiz çalışma hallerine ilişkin Yargıtay içtihatları, bu
sürenin uygulanmasında daha esnek ve işçi lehine bir yaklaşımın geliştiğini
göstermektedir. Bu nedenle somut olayın özellikleri ve özellikle çalışma
süresinin niteliği, davanın sonucunu belirleyen en önemli unsurlar arasında yer
almaktadır.
Bu
süreçle ilgili daha spesifik bir durumunuz veya sorularınız varsa Bursa Hukuk
Bürosu işçi avukatları olarak yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız.